6 dakika
Neden erteliyorum: tembellik değilse ne?
Neden erteliyorum? Araştırmalar ertelemeyi, işin uyandırdığı huzursuzluktan o an kaçmak diye açıklıyor. Bulgular, Victor Hugo ve iki adım.

Bir işi ertelediğin gün mutfak tertemiz olur, saksılar sulanır, üç gündür bekleyen e-postaya bile cevap yazılır. Yapılmayan tek şey ertelediğin o iştir. Psikologlar Fuschia Sirois ile Timothy Pychyl bu tabloyu tembellikle açıklamıyor. Onlara göre erteleme, işi açınca beliren huzursuzluğu o an yatıştırma çabasıdır. İşi bıraktığında gerçekten rahatlarsın, ama hesabı ertesi gün aynı işin başına oturan sen ödersin.
Victor Hugo da bir romanın ilk satırını bir buçuk yıldan uzun bir süre boyunca yazmadı. O aylarda boş da durmadı, iki oyun ve epey şiir yazdı.
Erteleyen biri neden o iş dışında her şeyi yapar?
Tembel biri saksıları da sulamazdı. Erteleyen ise elini her işe atar, yalnız o bir işe yaklaşmaz. Kendine "tembelim" dersen elinde kendini daha çok zorlamaktan başka yol kalmaz. "Bu işte beni huzursuz eden ne?" diye sorarsan, aranacak bir cevabın olur.
Psikologlar ertelemeyi, yapmaya niyet ettiğin bir işi, gecikmenin sana zarar vereceğini bile bile kendi isteğinle geciktirmek diye tanımlar. Sirois ve Pychyl 2013'te yayımladıkları derlemede bunu bir duygu sorunu sayar. Onlara göre erteleme en çok sıkıcı, sinir bozucu, anlamsız ya da dağınık görünen işlerde ortaya çıkar. İş seni böyle tedirgin ediyorsa, o an duyduğun şeyle baş etmek zorlaşır. Görev "yeterince iyi olmayacak" korkusu uyandırıyorsa, ondan uzaklaşmak ruh hâlini hemen düzeltir. Ama iş de, işin uyandırdığı his de sonraya kalır.
Ertelerken kafandan geçen cümleyi bilirsin: "Yarın daha dinç olurum, o zaman yaparım." İki psikoloğa göre bu cümleyi kurarken yarınki seni biraz yabancı gibi görürsün ve bir yabancıya iş bırakmak kolaydır. Ertesi sabah o yabancı yine sensin.
Victor Hugo ve yazılmayan roman
Kasım 1828'de Victor Hugo, Paris'in önde gelen kitapçılarından Charles Gosselin'le bir sözleşme imzaladı. Sözleşmedeki işlerden biri henüz yazılmamış bir romandı, Notre-Dame de Paris. Kitap Türkçede çoğu zaman Notre-Dame'ın Kamburu adıyla basılır. Hugo romanı 15 Nisan 1829 civarında teslim edecekti.
Nisan geldi ve geçti. Hugo o yıl romana tek satır yazmadı, ama iki oyun yazdı. Hugo'nun eserlerinin 1904 baskısını hazırlayan editöre göre Marion de Lorme'a 2 Haziran'da başladı ve 29 Haziran'da bitirdi. Sansür bu oyunu yasaklayınca 29 Ağustos'ta Hernani'yi yazmaya oturdu ve eylül sonunda onu da bitirdi. Bu arada epey şiir de yazdı. Mutfağı toplayıp saksıları sulayan birinin takvimi de buna benzer, yalnız ölçeği küçüktür.
Hernani 25 Şubat 1830'da sahnelendi ve olay yarattı. Ertesi gün Gosselin, Hugo'nun kapısına geldi ve oyunun haklarının başka bir yayıncıya satıldığını öğrendi. Bir yılı aşkın süredir beklediği romanı hemen istedi. Aynı editöre göre romanın ilk satırı bile yazılmamıştı.
Mektuplaşma tatlı sert bir hâl aldı ve dava açmaktan söz edildi. 5 Haziran 1830'da yeni bir sözleşme imzalandı. Roman 1 Aralık'ta teslim edilecek, her sekiz günlük gecikme için bin frank, toplamda on bin franka kadar ceza ödenecekti. Editör bu maddeyi açıkça tek taraflı bulur ve "léonin", yani aslan payını kendine ayıran bir madde diye niteler. Hemen ardından kitapçının hakkını da verir. Ona göre Gosselin bu kadar diretmeseydi, tiyatroya ve şiire kapılmış Hugo bu romanı belki hiç yazmayacaktı.
Hugo yine hemen başlamadı. Notlarını gözden geçirmek ve planını tamamlamak için iki ay daha harcadı. Editör bu iki ayı erteleme değil, bir çalışma yöntemi sayar. Ona göre Hugo yazmaya oturmadan önce romanı kafasında kuruyordu. Bekleyişle ertelemeyi ayırmanın kaba bir yolu, bekleyişin sonunda elinde ne biriktiğine bakmaktır. Hugo'nun elinde iki ayın sonunda tamamlanmış bir plan vardı.
Sonunda 25 Temmuz 1830'da masaya oturdu ve iki üç sayfa yazdı. İki gün sonra, 27 Temmuz'da, Paris'te devrim çıktı.
Hugo'nun 5 Ağustos'ta Gosselin'e yazdığı mektup ustaca kurulmuştur. Önce kayıp bir defterden söz eder. Kargaşa sırasında el yazmalarını kayınpederinin evine taşırken iki aylık araştırmasının notlarını kaybetmiştir. Sonra kibar bir hesap yapar. Aralık ayı devrime çok yakındır ve edebiyat o zamana dek eski önemine kavuşamayacaktır. Hugo'ya göre gecikme kitapçının da işine gelecektir. Editör, kaybolan defter için düpedüz "bahane" der. Gosselin yine de iki ay ek süre verdi ve yeni teslim tarihi 1 Şubat 1831 oldu.
"Ben baskı altında daha iyi çalışırım" doğru mu?
Ertelemenin akla yatkın bir savunması var. Son gece zihnin açıldığı, işin bir oturuşta bittiği söylenir. Dianne Tice ile Roy Baumeister bu savunmayı 1997'de yayımladıkları iki çalışmada sınadı. Erteleyen ve ertelemeyen üniversite öğrencilerinin sağlığını ve notlarını bir dönem boyunca izlediler.
Dönemin başında erteleyenler daha az stres ve daha az hastalık bildirdi, yani savunma haklı görünüyordu. Dönem sonuna gelindiğinde tablo tersine dönmüştü ve stres de hastalık da erteleyenlerde daha fazlaydı. Dönemin bütününe bakınca daha çok hastalanmışlardı ve teslim ettikleri her ödevde notları ötekilerin gerisinde kaldı.
Çalışmaya yalnız üniversite öğrencileri katıldı ve stres ile hastalık büyük ölçüde öğrencilerin kendi beyanına dayanıyordu. Yine de çalışmanın en dürüst yanı, dönem başındaki hafifliği gerçek bir bulgu diye kaydetmesi. Erteleyenler o haftalarda gerçekten rahatlamıştı.
Kendine kızmanın bedeli
Erteledikten sonra çoğu insan kendine kızar. Michael Wohl, Timothy Pychyl ve Shannon Bennett 2010'da, kendini bağışlamanın sonraki ertelemeyi değiştirip değiştirmediğine baktı. Giriş düzeyindeki bir psikoloji dersinin öğrencilerini iki ara sınav boyunca izlediler.
İlk sınava çalışmayı erteleyip sonra kendini bağışlayabilen öğrenciler, ikinci sınavdan önce daha az erteledi. Araştırmacılara göre kendini bağışlamak, işin çevresindeki olumsuz duyguyu hafifletmişti.
Sirois ile Pychyl'in tarifini hatırlarsan bu sonuç şaşırtmaz. Kendine kızmak, işin çevresindeki huzursuzluğa bir kat daha ekliyor gibi görünüyor.
Ertelediğin işlerde ortak olan ne?
Her şeyi aynı ölçüde ertelemezsin. Çamaşırı asmak ya da bir arkadaşının mesajına cevap yazmak zor gelmez. Ama o başvuru ya da babana söyleyeceğin o cümle günlerdir bekler.
Piers Steel 2007'de ertelemeyle ilgili 691 korelasyonu tek bir meta-analizde topladı. Ertelemeyle güçlü ve tutarlı bağ gösterenler arasında işin ne kadar itici olduğu ve karşılığının ne kadar uzakta durduğu vardı. Kişinin o işi başarabileceğine ne kadar inandığı da bu listedeydi. Psikolojide buna öz yeterlik denir. Dürtüsel olanlarda ve öz denetimi, düzeni, dikkatini toplama gücü düşük olanlarda da erteleme belirgin biçimde sıktı. Kaygıya yatkın mizacın, yani nevrotikliğin ertelemeyle bağı ise zayıf çıktı. Steel özetinin son cümlesinde kendi konusuyla şakalaşır. Erteleme yaygınlaşıyor gibi göründüğü için, onunla ilgili araştırmaların ertelenmemesi gerektiğini yazar.
Ertelediğin birkaç işi alt alta yazınca ortak noktaları kendiliğinden görünür. Hepsinde birinden bir şey mi istiyorsun? Sonunda biri seni mi değerlendirecek? Yoksa nereden başlayacağını mı bilmiyorsun?
Yarın sabah iki küçük şey deneyebilirsin. İlki, hissi tek cümleyle yazmak. Ertelediğin işi düşünüp "Bunu açınca … hissediyorum" cümlesini tamamlamak bir dakika sürer. Bu his yetmeme korkusu da olabilir, düpedüz sıkıntı da. Cümleyi kimse görmez. Bu adımı doğrudan sınayan bir çalışma yok, adım yukarıdaki araştırmalardan çıkıyor.
İkincisi, ilk hareketi belli bir ana bağlamak. Peter Gollwitzer ile Paschal Sheeran'ın 2006'da yayımladığı meta-analiz 94 bağımsız testi bir araya getirdi. "X olduğunda Y'yi yapacağım" biçiminde plan kuranlar, yalnız niyet edenlere göre hedeflerine daha çok ulaştı. Etki orta ile büyük arasındaydı (d = 0,65). Bu çalışmalar yalnız ertelemeyle ilgili değildi, çok çeşitli hedefleri kapsıyordu. Cümle "Kahveyi koyduğumda raporun ilk cümlesini yazacağım" kadar küçük olabilir. Plana yalnız ilk hareket girer, gerisi o hareketin peşinden gelir ya da gelmez.
Hugo sonunda romana oturuyor
Ek süreyi alan Hugo, ağustos ayını Ode à la jeune France adlı şiire ve devrim üzerine tutmaya başladığı notlara ayırdı. 1 Eylül 1830'da romana döndü. Karısı Adèle yıllar sonra o günü anlatırken artık beklemeye vakit kalmadığını söyler.
Hugo bir şişe mürekkep aldı. Kendine boynundan ayak parmaklarına kadar saran kalın, gri bir yün örgü de edindi. Dışarı çıkma isteğine kapılmamak için kıyafetlerini bir dolaba kilitledi. Adèle'in deyişiyle romanına bir hapishaneye girer gibi girdi. Anahtarı kimin tuttuğunu Adèle yazmıyor. Hugo bundan sonra masadan yalnız yemek ve uyku için kalkmış. Tek eğlencesi, akşamları uğrayan birkaç arkadaşla bir saatlik sohbetmiş ve onlara bazen günün sayfalarını okurmuş.
Aynı anlatıya göre Hugo o ilk gün çok üzgünmüş. Üzüntüsü ilk bölümlerle birlikte dağılmış. Hugo ne soğuğu ne yorgunluğu hissetmez olmuş, aralıkta pencereleri açık çalışıyormuş.
Roman 15 Ocak 1831'de, teslim tarihinden iki haftadan biraz fazla önce bitti. İlk gün aldığı mürekkep şişesi de son satırla birlikte tükenmişti. Adèle'in anlatısında bir ayrıntı daha var. Roman bitince Hugo kendini boşlukta ve hüzünlü hissetmiş, kahramanlarından ayrılmak ona eski dostlarını uğurlamak gibi gelmiş. Kitaptan, başlarken çektiği kadar güçlükle ayrılmış.
Erteleme işini, okulunu ya da ilişkilerini aksatmaya başladıysa, nedenini tek başına araman yetmeyebilir. Bir uzman o cevabı seninle birlikte arayabilir.
Kaynaklar (6)
- Sirois, F. ve Pychyl, T. (2013). Procrastination and the Priority of Short-Term Mood Regulation: Consequences for Future Self. Social and Personality Psychology Compass, 7(2), 115-127. / . Sınırı: Bir derleme; tek bir deneyin değil, önceki çalışmaların yorumu
- Tice, D. M. ve Baumeister, R. F. (1997). Longitudinal Study of Procrastination, Performance, Stress, and Health: The Costs and Benefits of Dawdling. Psychological Science, 8(6), 454-458. . Sınırı: Katılanlar üniversite öğrencileriydi; stres ve hastalık büyük ölçüde öğrencilerin kendi beyanına dayanı
- Wohl, M. J. A., Pychyl, T. A. ve Bennett, S. H. (2010). I forgive myself, now I can study: How self-forgiveness for procrastinating can reduce future procrastination. Personality and Individual Differences, 48(7), 803-808. / . Sınırı: Katılanlar tek bir dersin öğrencileriydi ve iş, sınav gibi tanımı
- Steel, P. (2007). The nature of procrastination: A meta-analytic and theoretical review of quintessential self-regulatory failure. Psychological Bulletin, 133(1), 65-94. / . Güçlü yordayıcılar ve zayıf bağlar özetten alındı. Sınırı: Veriler korelasyon; neyin neye yol açtığını tek başına göstermez
- Gollwitzer, P. M. ve Sheeran, P. (2006). Implementation intentions and goal achievement: A meta-analysis of effects and processes. Advances in Experimental Social Psychology, 38, 69-119. . Sınırı: Ertelemeye özgü değil; çok çeşitli hedeflerdeki çalışmaları birleştiriyor
- Hugo, V. (1904). Notre-Dame de Paris, 1482 (Œuvres complètes, Roman, tome II, Imprimerie nationale baskısı; yay. haz. Paul Meurice). Paris: Ollendorff. Editör notları "Historique de Notre-Dame de Paris", s. 445-448; Mme Victor Hugo'nun Victor Hugo raconté par un témoin de sa vie anlatısından alıntıy
Bu yazı uzundu. İlk Satır iki dakikada biter.
Boş bir duvara bakarak yürüyen insanlar, oturanlardan daha çok fikir buldu.
Sayı şu soruyla biter:
On dakika yürüdükten sonra, takıldığın bir iş için kaç yeni yol aklına geliyor?

Sıradaki yazı · 7 dakika
Kendini tanımak için 10 soru (ve hiçbiri "neden" diye başlamıyor)
Kendini tanımak için 10 soru. Araştırmalar kendi nedenlerimizi sandığımız kadar bilmediğimizi söylüyor, bu sorular da tek bir güne, tek bir konuşmaya bakıyor.


