İçeriğe geç
ournition
Yazılar

7 dakika

Kendini tanımak için 10 soru (ve hiçbiri "neden" diye başlamıyor)

Kendini tanımak için 10 soru. Araştırmalar kendi nedenlerimizi sandığımız kadar bilmediğimizi söylüyor, bu sorular da tek bir güne, tek bir konuşmaya bakıyor.

Caspar David Friedrich, Pencerede Kadın (1822): yeşil elbiseli bir kadın, sırtı dönük, açık pencereden dışarı bakıyor; uzakta gemi direkleri görünüyor.
Pencerede Kadın · Caspar David Friedrich · 1822

1970'lerde bir mağazada, tüketici anketi yapıldığı söylenerek alışveriş yapanların önüne dört çift naylon çorap kondu ve en kalitelisini seçmeleri istendi. Dört çift de aynıydı. En sağdaki çift en soldakinden neredeyse dört kat sık seçildi, ama seçimini anlatan elli iki kişiden hiçbiri çorabın yerini anmadı. İnsan kendi nedenlerini sorduğunda çoğu zaman tahmin yürütüyor. Kendini tanımak için sorulacak sorular da bu yüzden "Ben neden böyleyim?" diye başlamıyor, geçen haftaki bir konuşmaya, küçük bir karara, tek bir ana bakıyor.

Kendini tanımak için 10 soru

Bu soruların puanı ya da doğru cevabı yok. Her biri bir olaya ya da bir kişiye bağlı.

  1. Bu hafta ertelediğin hâlde aklından çıkmayan iş hangisiydi?
  2. Hangi konuşmadan sonra yorgun düştün? O konuşmada ne oldu, ayrıntısıyla hatırla.
  3. Zamanın nasıl geçtiğini anlamadığın son an hangisiydi? O sırada elinde ne vardı?
  4. En son neyi kıskandın? Kişiyi bir yana bırak, onda imrendiğin şeyi yaz.
  5. Sana en sık söylenen cümle hangisi? Örneğin "Hep geç kalıyorsun" ya da "Fazla düşünüyorsun".
  6. Son verdiğin küçük karardan hemen önce ne oldu?
  7. Bir yıl önce çok önemli olup bugün umursamadığın şey ne?
  8. Kime söylemen gereken bir sözü uzun zamandır söylemedin?
  9. Seni iyi tanıyan birine sor: "Sence kendim hakkında neyi yanlış biliyorum?"
  10. Kendine adınla sor: "[Adın] şu an ne hissediyor?"

Dördüncü ve yedinci soru sezgiden geliyor

Kıskançlığı fark eden insan çoğu zaman ya kendine ya karşısındakine kızar. Komşunun yeni arabasına takıldığını düşün. Belki seni rahatsız eden araba da değildir, her sabah servis beklemenin yorgunluğudur. Kâğıda önce komşunun adını, sonra "dinlenmek" kelimesini yaz. Kelime addan çok batıyorsa imrendiğin şey o kelimededir.

Yedinci soru geçmişe bakıyor. Bir yıl önce sınav sonucu ya da cevapsız kalmış bir mesaj uykunu kaçırmış olabilir. Bugün onu hatırlamakta zorlanıyorsan, o günlerden kalan "ben böyleyim" cümlen de eskimiş olabilir.

İnsan kendi nedenlerini neden yanlış bilir?

Çorap deneyini yapan Richard Nisbett ile Timothy Wilson, alışveriş yapanlara çorabın yerinin seçimlerini etkileyip etkilemediğini doğrudan da sordu. Neredeyse hepsi bunu reddetti. Yazarların deyişiyle çoğu, reddederken araştırmacıya endişeyle baktı, ya soruyu yanlış anladıklarından ya da bir deliyle konuştuklarından kuşkulanıyor gibiydiler.

Nisbett ile Wilson bu deneyi ve benzerlerini 1977'de bir derlemede topladı. Vardıkları sonuca göre insan "neden öyle yaptım" sorusuna çoğu zaman tahminle cevap verir ve dışarıdan bakan biri de onun nedenlerini aşağı yukarı aynı biçimde tahmin edebilir.

Wilson yirmi yedi yıl sonra, bu kez Elizabeth Dunn'la, alanı yeniden taradı. 2004'te yayımlanan derlemenin aktardığı bazı çalışmalarda, duygunun nedenini kurcalamak yerine duygunun kendisini anlatan insan onu daha net görüyor. Listede "neden" diye başlayan soru olmamasının asıl dayanağı ise "neden" sorusunun bedelini ölçen deneyler.

Gerekçe yazmak, seçimden alınan memnuniyeti azaltabilir

Wilson ve arkadaşları 1993'te Virginia Üniversitesinden 43 kadın öğrencinin önüne beş poster koydu. İkisi ön denemelerde çok beğenilmiş tablolardı, Monet'nin nilüferleri ve Van Gogh'un süsenleri. Öbür üçü daha güncel ve esprili resimlerdi. Birinde balonla havalanan hayvanlar vardı, ikisi altlarında şakacı yazılar olan kedi fotoğraflarıydı.

Katılımcıların yarısı her posteri neden sevdiğini ya da sevmediğini yazdı. Bu kâğıtları kimse okumayacaktı. Deneyci geri gelince hepsini toplayıp çöp kutusuna attı. Öbür yarı bölümü ve kariyer planlarıyla ilgili sıradan bir form doldurdu. Sonunda herkese beğendiği posteri eve götürebileceği söylendi.

Formu dolduran 21 kişiden 20'si tablolardan birini aldı. Gerekçe yazan 22 kişide bu sayı 14'e indi, geri kalanlar kedileri ya da balonu seçti.

Ortalama 25 gün sonra başka bir araştırmacı katılımcıları tek tek aradı ve posterin hâlâ onlarda olup olmadığını, duvara asılıp asılmadığını, yaz tatilinde saklanıp saklanmayacağını, biri satın almak istese kaça verileceğini sordu. Gerekçe yazanlar seçimlerinden daha az memnundu.

Yazarlara göre gerekçe arayan insan söze dökmesi kolay, makul görünen özelliklere yöneliyor, oysa ilk beğeninin asıl nedeni bunlar olmayabilir. Kâğıtta ikna edici görünen gerekçe birkaç hafta içinde etkisini yitiriyor ve asıl beğeni geri geldiğinde insan, gerekçeyle seçtiği şeyden daha az hoşlanıyor.

Gerekçe yazanların kedileri daha sık seçmesi belki de bundandı. Bir fotoğrafın altındaki şakayı yarım sayfalık gerekçeye çevirmek kolay. Nilüferlerin neden güzel olduğunu anlatmaya çalışan biri ise ikinci cümlede tıkanır.

Kırk üç öğrenci ve bir poster seçimi, bir evlilik kararını ya da meslek seçimini tartmaya yetmez. Wilson ile Dunn'ın derlemesi yine de aynı yöne giden başka çalışmalar da aktarıyor. Nedenlerini didikleyen insanlar kendi davranışlarını daha kötü tahmin etmiş, basketbol maçlarının sonucunu tahmin eden taraftarlarda da benzer bir düşüş görülmüş.

Başkaları senin hakkında neyi daha iyi görüyor?

Simine Vazire 2010'da 165 kişinin kendileri hakkında verdiği puanları topladı. Bunları arkadaşlarının ve onları hiç tanımayan kişilerin puanlarıyla karşılaştırdı, hepsini de davranış ölçümleriyle sınadı.

Kaygı ve kendine saygı gibi dışarıdan zor görünen özelliklerde kişiyi en iyi kendisi tanıyordu. Yaratıcılık ve zekâ gibi değer yüklü özelliklerde arkadaşları daha isabetliydi. Ne kadar dışa dönük olduğunu kişinin kendisi de arkadaşları da benzer isabetle görüyordu. Dokuzuncu soru bu yüzden başkasına soruluyor.

Wilson ile Dunn'a göre insanlar çoğu zaman başkalarının kendilerini kendi gördükleri gibi gördüğünü varsayıyor. Karşıdakiler de olumsuz izlenimlerini kırmamak için saklıyor. "Sence ben nasıl biriyim?" diye sorduğunda karşındakine kibarca geçiştirmesi için bolca yer bırakırsın. "Kendim hakkında neyi yanlış biliyorum?" ise en azından ne tür bir cevap beklediğini belli eder.

Kendine adınla seslenmek

Ethan Kross ve arkadaşlarının 2014'te yayımladığı yedi çalışmada insanlar, sosyal açıdan stresli bir durumdan önce ya da sonra kendileriyle konuştu. Bir kısmı "ben" yerine kendi adını ya da "sen" dedi. Bu küçük değişikliği yapanlar duruma biraz daha uzaktan bakabildi, sosyal kaygıya yatkın olanlarda da sonuç benzerdi.

Çalışmalar stresli anlara bakıyordu. Yine de kendine adınla seslenen insanın duruma biraz daha uzaktan baktığını gösterdiler.

Bu sorular yalnızca kendine yeni bir hikâye anlatmak mı?

On soruya verdiğin cevaplar da sonunda bir hikâyeye dönüşecek. Kıskançlığın altında bir istek, yorgunluğun arkasında bir konuşma bulunca bunları birbirine bağlayıp kendine yeni bir anlatı kurmak kolay. Bunun kendini tanımaktan farkı ne?

Wilson ile Dunn'ın derlemesine bakılırsa bu itiraz büyük ölçüde haklı. İçgözlem uzun süre bir kazıya benzetildi, derine inildikçe gömülü duygulara ulaşılacağı düşünüldü. Antika biriktiren Freud bu benzetmeyi severmiş ve sık sık kullanırmış. Derlemenin aktardığı daha yeni görüşe göre zihnin büyük bölümü ne kadar kazılırsa kazılsın görünmüyor. İnsan bildiği şeylerden yola çıkıp boşlukları tutarlı bir hikâyeyle dolduruyor ve kendini tanımanın büyük kısmı böyle bir anlatı kurmak oluyor.

Ama her hikâye aynı işi görmüyor. Kötü bir ruh hâlindeyken bunun nasıl ve neden olduğunu durmadan evirip çeviren insan, derlemenin deyişiyle, kendisi hakkındaki kötü anlatının değirmenine su taşıyor. Hikâyeyi başkalarının bakışıyla ya da kendi davranışınla sınamak daha çok işe yarıyor.

Davranış da yanıltabilir. Wilson ile Dunn'ın örneğinde biri midyeli sosa dördüncü kez uzanıyor ve sosu çok sevdiği sonucuna varıyor. Oysa tabağını, elinde tepsiyle etrafında dolaşıp ona fazla zayıf göründüğünü söyleyen büyükannesi için dolduruyor olabilir. Yazarlar yine de kendi davranışına daha dikkatle bakmayı kendini tanımanın en umut verici yollarından biri sayıyor.

"Kendini bil" sözü nereden geliyor?

"Kendini bil" öğüdü bu araştırmaların hepsinden eski. Yunanistan'ı gezip anlatan Pausanias, Delfi'deki tapınağın ön bölümünde insan hayatına yararlı sözlerin yazılı olduğunu, bunları Yunanlıların bilge saydığı kişilerin Delfi'ye gelip Apollon'a adadığını anlatır. En ünlü ikisini de anar, "Kendini bil" ve "Hiçbir şeyde aşırıya gitme." Bu iki sözün yan yana durması, kendini bilmenin de bir ölçüsü olduğunu düşündürüyor. Pausanias bunu söylemiyor, ama kötü bir geceyi durmadan evirip çeviren biri için bu komşuluk tesadüf gibi okunmuyor.

Montaigne 1580'de kitabının başına okura bir not koydu. Kitabın konusunun kendisi olduğunu yazdı ve okura, boş vaktini bu kadar hafif, bu kadar boş bir konuya harcaması için bir neden olmadığını söyledi. Bütün bir kitabı kendine ayırmış birinin okuruna ilk söylediği şey bu.

Delfi'ye Denemeler'in üçüncü kitabında, "De la vanité" bölümünde geri döner. Herkesin insana başka yere bakmasını söylediğini yazar, göğün dönüşüne, kamunun işine, şunun kavgasına, bunun nabzına, ötekinin vasiyetine. Delfi'deki tanrının insandan kendi içine bakmasını istemesine bu yüzden "paradoksal bir buyruk" der. Bölümü de tanrının ağzından insana seslenerek bitirir: "Bilgisiz bir araştırıcı, yetkisiz bir yargıç ve sonunda güldürünün soytarısısın."

Akşam için "çünkü"süz tek cümle

On sorudan birini seç ve yalnızca ne olduğunu anlatan tek cümlelik not yaz. Cümlede "çünkü" geçmesin. Bu alıştırmayı sınayan bir çalışma yok. Poster deneyinden çıkan bir tahmin bu ve birkaç dakikanı alır. İki gün sonra aynı cümleyi yeniden oku, hâlâ doğru mu bak.

Cümle şöyle bir şey olabilir: "Salı akşamı kardeşimle telefonda konuştuktan sonra on dakika boş duvara baktım." İki gün sonra okurken sonuna bir "çünkü" eklemek isteyebilirsin. Şimdilik elindeki salı akşamı, bir telefon ve on dakika boyunca bakılan bir duvar.

Bu sorular tedavinin yerini tutmaz. İçinden çıkamadığın bir sıkıntı varsa onu bir ruh sağlığı uzmanıyla konuş.

Kaynaklar (7)

Bu yazı uzundu. İlk Satır iki dakikada biter.

Örnek sayı: Boş bir duvara bakarak yürüyenler

Boş bir duvara bakarak yürüyen insanlar, oturanlardan daha çok fikir buldu.

Sayı şu soruyla biter:

On dakika yürüdükten sonra, takıldığın bir iş için kaç yeni yol aklına geliyor?

Sayının tamamını oku

Ücretsiz ve reklamsız. Her e-postanın altında ayrılma bağlantısı var.

Jean-Honoré Fragonard, Okuyan Kız (1770 civarı): sarı elbiseli genç bir kız, bir yastığa yaslanmış, elindeki küçük kitabı okuyor.

Sıradaki yazı · 6 dakika

Kitap okumak istiyorum ama okuyamıyorum: eksik olan irade mi?

Kitap okumak isteyip okuyamıyorsan sorun çoğu zaman irade değil. Bitirme zorunluluğu, bölünen zaman ve ekran üstüne araştırmalar; Proust ve Pennac.

Başka yazılar

Bütün yazılar