6 dakika
Kitap okumak istiyorum ama okuyamıyorum: eksik olan irade mi?
Kitap okumak isteyip okuyamıyorsan sorun çoğu zaman irade değil. Bitirme zorunluluğu, bölünen zaman ve ekran üstüne araştırmalar; Proust ve Pennac.

Kitabı sen seçtin, komodinin üstüne de sen koydun. Ayraç ise aylardır sekseninci sayfada. Böyle bir durumda eksik olan çoğu zaman irade olmuyor. Elindeki kitap o an sana uymayabilir ya da okumaya ayırdığın yarım saat on kez bölünüyor olabilir. Bir de başladığın kitabı bitirmeden yenisine geçemeyeceğine inanırsan, sekseninci sayfada kalan kitap arkasındaki bütün kitapların önünü keser. Fransız yazar Daniel Pennac 1992'de bu inanca bir haklar listesiyle cevap verdi. Listenin üçüncü maddesi bir kitabı bitirmeme hakkıdır.
"Okumalıyım" demek neden işe yaramaz?
Pennac'ın denemesi Comme un roman (Türkçede Roman Gibi) şu cümleyle açılır: "Okumak fiili emir kipini kaldırmaz." Pennac bu özelliği paylaşan iki fiil daha sayar, sevmek ve düş kurmak. Sonra bu fiilleri emir kipinde dener: "Sev beni!" "Düş kur!" "Oku!" "Oku! Oku artık yahu, sana okumanı emrediyorum!"
Ardından odasına gönderilen bir çocuğu anlatır. Çocuğa "Odana çık ve oku!" denmiştir. Odada pencere ona birden dünyanın en imrenilecek yeri gibi görünür. Çocuk kitaptan kaçmak için hayalinde o pencereden uçup gider ve sonunda kitabın üstünde uyuyakalır. Pennac sonucu tek kelimeyle verir: hiç.
Çocuğun uykusu hafiftir. Biri kapıyı açınca onu masasında, uslu uslu okurken bulur ve "Beğeniyor musun?" diye sorar. Çocuk hayır demez, çünkü kitap kutsaldır. Pennac'ın deyişiyle kutsal olanı beğenmemek hükümdara karşı işlenmiş bir suç olurdu. Çocuk yalnız betimlemelerin çok uzun olduğunu söyler.
Seni odana gönderen kimse yok. Ama yılın başında "Bu yıl daha çok okumalıyım" diyen de sensin, akşam kitabı açınca o cümlenin karşısına oturan da. Kendi verdiğin emirden kaçmak için hayalî bir pencere bile yoktur. Geriye hafif bir suçluluk ve ayracı aylardır aynı yerde duran bir kitap kalır.
Bir kitabı bitirmek zorunda mısın?
Pennac denemesinin sonuna "okurun dokunulmaz hakları" adlı bir liste ekler. İlk üç hak okumama, sayfa atlama ve bir kitabı bitirmeme hakkıdır. Liste yeniden okuma ve ne olursa okuma haklarıyla sürer. Sekizinci hak için seçtiği fiil güzeldir: grappiller, yani salkımdan tane tane koparmak. Pennac'ın kastettiği, kitabı herhangi bir sayfasından açıp oradan biraz okumak. Onuncu hak, okuduğun şey hakkında susma hakkıdır.
Pennac'a göre bir haklar listesi, o haklardan hiçbirini kullanmama hakkıyla başlamalıdır. Böyle başlamazsa liste kötü niyetli bir tuzağa dönüşür.
Kitabı bitirme zorunluluğu da böyle bir tuzak ve bu tuzağı sen kurarsın. Yarım kalan kitap rafa dönmez, komodinde kalır. Her gece aynı sayfada bekler ve yeni bir kitaba uzanan elini ödenmemiş bir borç gibi durdurur. Kitapçıdan alınıp hiç açılmamış ikinci kitap da belki bu yüzden onun altında bekliyor.
Marcel Proust 1906'da benzer bir şey yazmıştı. Ruskin'den yaptığı bir çeviriye yazdığı önsöz, sonradan "Journées de lecture" (Okuma Günleri) adıyla yeniden basıldı. Proust bu metinde kitaplarla dostluğu insanlarla dostluktan ayırır, çünkü kitaplarla dostlukta nezakete yer yoktur.
"Molière'in söylediğine ancak tam tamına komik bulduğumuz ölçüde güleriz," der Proust. "Bizi sıktığında sıkılmış görünmekten korkmayız ve onunla yeterince oturduğumuza kesin karar verdiğimizde, ne dehası ne ünü varmış gibi, onu apansız yerine koyarız." Rafa kaldırılan Molière'dir ve Proust bundan en küçük bir mahcubiyet duymaz.
Okuyamamanın suçlusu ekran mı?
Telefonu suçlamak kolay, araştırmalar ise daha ölçülü konuşuyor. Pablo Delgado ve arkadaşları 2018'de, 2000 ile 2017 arasında yapılmış 54 çalışmayı bir araya getirdi. Bu çalışmalar aynı metinlerin kâğıtta ve ekranda okunmasını karşılaştırıyordu ve toplam 171.055 kişiye ulaşmıştı.
Anlama testlerinde kâğıttan okuyanlar öndeydi, ama fark küçüktü (Hedges g = -0,21). Okumaya süre sınırı konduğunda kâğıdın üstünlüğü artıyordu ve bu üstünlük yıllar içinde de büyümüştü. Yalnız öykü ve roman gibi anlatı metinleriyle yapılan çalışmalarda ise kâğıdın üstünlüğü görülmedi.
Valencia Üniversitesi'nden Delgado ile Ladislao Salmerón süre sınırını ayrı bir deneyde inceledi. 140 üniversite öğrencisi, insan öğrenmesi ve yapay zekâ üzerine yaklaşık üç bin kelimelik bir dergi yazısı okudu. Bir kısmı kâğıttan, bir kısmı bilgisayar ekranından okudu. Her iki tarafta bir grup istediği kadar okuyabildi, öbürüne 16 dakika 30 saniye verildi. Okurken ara ara durdurulup akıllarının o an metinde mi, başka yerde mi olduğu soruldu.
Süre daralınca kâğıttan okuyanların dikkati daha az dağıldı. Ekrandan okuyanlarda böyle bir toparlanma görülmedi ve süre sıkışınca metni öbür üç gruptan daha az anladılar. Süre serbestken kâğıtla ekran arasında fark çıkmadı. Ekranın köşesinde bölümün bitmesine kaç dakika kaldığını gösteren sayaç belki de okura farkında olmadığı bir süre sınırı koyuyor.
Frank Hakemulder ile Anne Mangen 2024'te konuya başka yönden baktı. Ekranda okunan metinlerin çoğu kısa ve bağlamından kopmuş parçalardır. Araştırmacılar "sığlaşma hipotezi" denen bir fikirden yola çıktı. Bu fikre göre ekranda okumak arttıkça göz gezdirme alışkanlığı da artıyor olabilir. Üç deneyde katılımcılar kısa bir edebî metni kâğıtta ya da ekranda okudu ve okuma alışkanlıklarını anlattı.
Yazarlar sonuçları karışık buldu. Yine de ekranda sık sık kısa metin okuyanlar, uzun bir metnin istediği sebatı göstermeye daha az istekliydi. Metnin kendilerine ne söylediğini de daha az düşünüyorlardı. Bu yalnız bir bağıntı ve belki zaten sabırsız olanlar kısa metinlere yöneliyor. Gece on bire doğru açılan dört yüz sayfalık romanın ağırlığını yine de iyi açıklıyor. O akşam ondan önce gelen her şey kendini birkaç saniyede anlatmıştı.
Okurken bölünmek Proust'un da derdiydi
Proust'un önsözü hemen bir çocukluk sahnesine geçer ve sahnenin bütün konusu bölünmektir. Tatil sabahları herkes yürüyüşe çıkınca çocuk yemek odasına süzülür. Öğle yemeğine daha iki koca saat vardır. Ona eşlik edenler okumaya saygı gösterir: duvardaki boyalı tabaklar, bir önceki günün yaprağı yeni koparılmış takvim, saat ve ateş. Proust'a göre saatle ateş konuşur, ama cevap beklemez.
Derken aşçı kadın sofrayı kurmaya gelir, hem de çok erken. Hiç olmazsa sessizce kursa! Ama bir şey söylemesi gerektiğine inanır: "Böyle rahat değilsiniz, size bir masa yaklaştırayım mı?"
Çocuk yalnız "Hayır, teşekkür ederim" diyebilmek için okumayı birden kesmek zorunda kalır. İçinden kelimeleri sessizce ve hızla tekrarlayan sesini uzaktan geri çağırır ve ona sıradan bir cevabın tonunu verir. Okumasını bazen bir arı ya da gözüne düşen güneş, bazen oyuna çağıran bir arkadaş böler. Senin okumanı ise çoğu zaman telefon böler ve sofra kurma vaktini de beklemez.
Proust yıllar sonra o eski kitapları karıştırınca, aklında hikâyeden çok onu okurken rahatsız eden şeylerin kaldığını fark eder. Kitaplar ona geçip gitmiş günlerden elinde kalan tek takvim gibi görünür. Önsözün ilk cümlesi de bu günler hakkındadır: "Çocukluğumuzun belki hiçbir günü, yaşamadan bıraktığımızı sandığımız günler kadar, sevdiğimiz bir kitapla geçirdiğimiz o günler kadar dolu yaşanmadı." O dolu günlerin hiçbiri sessiz geçmemişti ve aşçı her sabah yemekten çok önce geliyordu.
Okumak ömrü uzatıyor mu?
Okumayı ödeve çeviren şeylerden biri de sağlık haberleridir. Avni Bavishi, Martin Slade ve Becca Levy'nin 2016'daki çalışması bu haberlerin çoğuna kaynak oldu. Başlığı da bir haber başlığına benziyordu: "Günde bir bölüm".
Çalışmada ABD'de 50 yaşın üstündeki 3.635 kişi 12 yıla kadar izlendi. Araştırmacılar yaş, eğitim, servet, sağlık durumu ve depresyon gibi etkenleri hesaba kattı. Bundan sonra bile kitap okuyanlarda ölüm riski okumayanlara göre yüzde 20 düşük çıktı. Haftada 3,5 saat ya da daha fazla okuyanlarda fark biraz daha belirgindi.
Haberlerde sık geçen "23 ay" ham bir karşılaştırmadan geliyor. Okumayanların beşte biri 85 ay, okuyanların beşte biri ise 108 ay içinde ölmüştü. Aynı etkenler hesaba katılınca fark 4 aya iniyor. Özetin son cümlesi yarı şakadır. Yazarlara göre kitap okumanın yararları arasında, kitapları okuyacak daha uzun bir ömür de var.
İyi niyetli haberler bu bulguyla Pennac'ın emir kipine yeni bir gerekçe ekledi: "Okumalıyım, sağlığa iyi geliyormuş." Bu cümle okuma isteği uyandırmaz, olsa olsa ayracı biraz daha suçlu gösterir.
Bir sayfalık deneme
Komodinde bekleyen kitabı al ve ayraca bakmadan rastgele bir sayfasını aç. Bu, Pennac'ın salkımdan tane koparma hakkı. Telefonu başka bir odada bırak ve yalnız bir sayfa oku. Hepsi iki dakika sürer, yeni bir kitap da gerekmez.
Sayfanın sonunda tek bir şey sor: Bir sayfa daha okumak ister miyim? Cevap evetse devam et. Hayırsa kitabı, Proust'un Molière'i kaldırdığı gibi, özür dilemeden rafa kaldır. Bu denemeyi sınayan bir çalışma yok, fikir Pennac ile Proust'tan ödünç alındı.
Komodinde bir yer açılırsa oraya başka bir kitap gelebilir. Onu seçerken bitirmek zorunda olmadığını bilmen yeter. Ayraç da bu kez kendi bulduğun sayfada durur.
Dikkatin uzun süredir yalnız kitapta değil her işte dağılıyorsa, bunu bir doktorla konuşmak iyi olur.
Kaynaklar (6)
- Pennac, D. (1992). Comme un roman. Paris: Gallimard
- Proust, M. "Journées de lecture". Pastiches et mélanges içinde (ilk baskı 1919; burada Paris: Éditions de la Nouvelle Revue française, 1921, 7. baskı, s. 225-272); ilk olarak Ruskin'in Sésame et les lys çevirisine önsöz (1906)
- Delgado, P., Vargas, C., Ackerman, R. ve Salmerón, L. (2018). Don't throw away your printed books: A meta-analysis on the effects of reading media on reading comprehension. Educational Research Review, 25, 23-38. . Sınırı: Fark küçük ve koşula göre değişiyor; anlatı metinlerinde kâğıdın üstünlüğü yo
- Delgado, P. ve Salmerón, L. (2021). The inattentive on-screen reading: Reading medium affects attention and reading comprehension under time pressure. Learning and Instruction, 71, 101396. / . Sınırı: Tek bir bilgilendirici metin ve tek bir üniversitenin öğrencileri; roman okuyan biri deneyde yok
- Hakemulder, F. ve Mangen, A. (2024). Literary Reading on Paper and Screens: Associations Between Reading Habits and Preferences and Experiencing Meaningfulness. Reading Research Quarterly, 59(1), 57-78
- Bavishi, A., Slade, M. D. ve Levy, B. R. (2016). A chapter a day: Association of book reading with longevity. Social Science & Medicine, 164, 44-48. / (23 ay ve 4 ay: Sonuçlar bölümü). Sınırı: Gözlemsel bir çalışma; okuyanlar başka bakımlardan da farklı olabilir, okumanın ömrü uzattığını tek başına
Bu yazı uzundu. İlk Satır iki dakikada biter.
Boş bir duvara bakarak yürüyen insanlar, oturanlardan daha çok fikir buldu.
Sayı şu soruyla biter:
On dakika yürüdükten sonra, takıldığın bir iş için kaç yeni yol aklına geliyor?

Sıradaki yazı · 5 dakika
Düşünmekten uyuyamıyorum: gece kafanda dönenler neden büyür?
Düşünmekten uyuyamıyorsan düşünceyi yatakta çözmeye çalışmak onu büyütür. Seneca'nın mektubu, dört uyku araştırması ve bu gece için bir kâğıt.


